7 Mart 2015 Cumartesi

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'na suç duyurusu'dur 25 Aralık 2007

                 Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'na suç duyurusu'dur:

                  Sayın Başsavcı'm,
           
               Konu: Eskişehir Cumhuriyet Başsavcısı Gökhan Karaburun, adalet dağıtması gereken Başsavcılık Makamı'nı kendi şahsi çıkarlarına kullanmaktadır. Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ne karşı bol miktarda belgeli suçları olan ve sadece yasadışı işler yapan bir mafya ile suçbirliği yapmaktadır. Devlete değil, mafyaya hizmet etmekte ve bu mafya ile ilgili çok sayıda belgeli suçları yok etmeye çalışmaktadır. Bu suçların arasında: Birinci derece sit alanında yağmacılık, 2600 yıllık Frig Antik Kenti'ni yok ettirme, 30 adet kaçak lüks villa, tarihi eser kaçakçılığı, Emlakbank'ı hortumlama, devlet makamlarından hırsızlık, devletin makamlarına sahtecilik, tokatçılık, karapara aklama gibi birçok yüz kızartıcı suçlar olduğu gibi, Eskişehir Subay Orduevi binasına tehlike arzedecek zarar vermek ve iki adet cinayet vardır. Eskişehir Cumhuriyet Başsavcısı, belgeli suç duyurularımı kaale almadığı gibi, ihbar dilekçelerim yırtılmaktadır. "Başsavcılık makamına hakaret ettiğimi" iddia ederek şahsımı mahkemelerde süründürmekte, şahsıma "deli raporu" aldırmak için çalışmaktadır. Dört senedir deli raporu aldıramıyor ancak, "gıyabımda" şahsıma dört sene hapis cezası aldırabiliyor. PKK'lı teröristlerin cezaevlerinden "milletvekili" seçildiği bir ortamda, "seçme ve seçilme haklarımı" mahkeme kararıyla elimden aldırabiliyor.
               Suçum Devletimin malına sahip çıkmak, yukarıda ilettiğim yasadışı işleri Eskişehir Başsavcılık Makamı'na bizzat ihbar etmek. Açık adresimi ve telefonumu bildiği halde şahsıma mahkeme tebligatlarının kasıtlı olarak göndermiyor. Şahsım "kaçak" olarak gösterilerek, mafyanın şahsıma karşı açtığı "hakaret davaları", "gıyabımda" yapılıyor. Bu mafya da, Başsavcı da şahsıma karşı "İftira davası" açamıyor. Dahası: Gıyabımda yapılan bu duruşmalar sonrasında mahkemelerin şahsıma yağdırdığı cezaları bildirir tebligatların, "Yargıtay'a temyize göndereceği" düşüncesiyle, mahkeme sonuçları şahsıma kati surette gönderilmiyor... Bu mafyanın şahsıma uyguladığı dağ kanunlarını görmezden geliyor, şikayet dilekçelerimi yırtıyor, şahsıma yapılan "ölüm tehditlerini" duymazdan geliyor. Karanlık işler yapmayı huy edinmiş Ak Parti'li bu mafya da, Başsavcı'dan aldığı bu tolerans karşısında, evime baskınlar yapıyor, "öldürmek amacıyla" çocuklarımın peşine düşüyor. Şahsım pusulara düşürülüyor, kendilerini AK'layıcı belgeleri, zor kullanarak imzalatmaya çalışıyorlar. Şahsıma ve aileme yönelik, dört senedir süren bu icraatlar karşısında suskun kalacağımı, hiç bir eylemde bulunmayacağımı garanti edemem. Çocuklarımın canına kastededecek adamın ben de canını alırım. Bunu himayecileri Başbakan bile engelleyemez. Ancak cinayet işlemek istemiyorum. Bu memlekette helal lokma yemiş savcıların var olduğunu bildiğimden tekrar size, yani Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'na bir kez daha yazıyorum. Bu mafyanın ve suçbirlikçisi Başsavcı Gökhan Karaburun'un şahsıma yönelik yasadışı icraatları dört senedir aynen devam ediyor. Bu olaylara el atarak gereğini yapmanızı istirham ediyorum. İddia ettiğim bu konuları isbata hazırım. Yeter ki makamınız şahsımı "Türkiye Cumhuriyeti Devleti" adına kaale alsın ve şahsımı makamına davet etsin ya da bir heyet göndersin.
               Başsavcılık makamını kendi şahsi çıkarlarına kullandığını iddia ettiğim Eskişehir Cumhuriyet Başsavcısı Gökhan Karaburun'u ve Vekili Coşkun Mutluer'i, defalarca Adalet Bakanlığı'na şikayet etmeme sonrasında Adalet Bakanlığı'nın iki Baş Müfettiş'ine ifade vermeme rağmen, Başsavcı'nın hizmet ettiği Mafya'nın Ak Parti Kurucu Meclis Üyesi olması sebebiyle, hiçbir makam yukarıda ilettiğim olaylarla ilgilenmedi, şahsım sürekli olarak mağdur edildi. Mağdur edenlerin başında bizzat Başbakan Recep Tayib Erdoğan olduğu gibi, şahsımı tehdit eden Hayati Yazıcı gibi Ak Parti'li Milletin Vekilleri de vardır. Milletin Vekili olup Meclis'e girenler, temsil ettiği Milleti unutup bir de O'nu seçen milletini alenen tehdit etmeye başlıyor. Bir çok dilekçemde bahsettiğim Ak Parti Kurucu üyesi mafyanın para gücüyle seçtirdiği Eskişehir Milletvekili Hasan Murat Mercan şahsımı zaman zaman mağdur etmekte, "küfür ettiğim" iftirasıyla cezaevlerine göndermekte, fakat daha sonra bu davalarından vaz geçmektedir. Bu milletvekili, devlet adına hiç bir iş yapmadığı gibi, altı senedir kendini seçtiren mafyaya hizmetinin karşılığını ödemektedir. Bu hizmetlerinin içinde "Birinci dereceden sit alanına yapılmış otuz lüks villaya ruhsat alabilmek için yeni bir yasanın çıkarılması, Eskişehir Subay Orduevi'ndeki yenileme çalışmalarında "kolon patlatılma olayını" sümenaltı edilmesi, Eskişehir Kaçakçılık Şubesi Müdürü'ne gözdağı vererek, mafyanın tarihi eser kaçakçılığını kapattırması ve daha neler... Bunlar ve başka diğer yasadışı işlerle ilgili, önceki Cumhurbaşkanımız Ahmet Necdet Sezer'den ve Yargıtay'ımızın değerli üyelerinden defalarca yardım istedim. Sayın Ahmet Necdet Sezer'den beklediğim cevapları aldım. Fakat Yargıtay'dan ve Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'ndan şu ana kadar, şahsımı bilgilendirici hiç bir cevap gelmedi. Recep Tayib Erdoğan'ın bizzat çıkardığı fakat sürekli ihlal ettiği "Dilekçeye Cevap Hakkı" kanununa da sığınmak istemiyorum. Sizlerden kamu adına, Türkiye Cumhuriyeti adına, Türk Milleti adına "yardım" istirham ediyorum.
               Bu dilekçeyle birlikte Makamınıza, "Eskişehir 2. Asliye Ceza Mahkemesi'ne" gönderdiğim ve yasadışı işleri ayrıntılarıyla anlattığım savunma dilekçemi de göndereceğim. Ancak, önceki dilekçelerimde ve bu dilekçemden anlaşılacağı üzere, devletimin çıkarlarını, şahsi konulardan üstün tuttum ve şahsi konularıma fazla yer vermedim, hata ettim. Bu hatamı tekrarlarsam, mafyaya karşı olan savaşı kaybedeceğimi bildiğimden, şimdi isbat edeceğim konulara ağırlık vererek, Eskişehir Cumhuriyet Başsavcılık makamının şahsımı "suçlu duruma" düşürmek amacıyla işlediği üç adet suçu tarihleriyle birlikte aynen iletiyorum:
                1. Başsavcı'nın himaye ettiği Ilgaz mafyası 2005 senesi içinde şahsıma karşı "iftira davası" değil, sekiz adet "hakaret dasvası" açar. Bunların hepsi de mahkeme reddedilir. Çünkü Başbakan'ın şahsıma karşı muhalefetine rağmen Eskişehir Valisi'nin ve Eskişehir Emniyet Müdürü'nün şahsımı desteklediğini sayın Hakim öğrenir ve "hakaret davalarını" reddeder. Bu davalardan sonra, Çocuklarımı Ilgaz mafyasından ve Başsavcı Gökhan Karaburun'dan korumak için kaçırdığım Mersin ili Erdemli ilçesine gittim. Erdemli Başsavcılığı'na giderek "Çocuklarımın Eskişehir'de cangüvenliği olmadığını, bir süre Erdemli'de kalacağımı, savcıyla ve mafyayla olan davalara Erdemli'den katılacağımı" ifade ederek adresimi ve telefonumu verdim. Aynı dilekçeleri Adalet Bakanlığı'na ve Eskişehir Cumhuriyet Başsavcılığı'na da gönderdim. Bu ilçede "Başsavcı ve Vekil'ne hakaret ettiğim" iddialarıyla ilgili şahsıma çok sayıda davalar açılır. "Başsavcı ve Vekili'ne hakaret etmediğimi, Ilgaz mafyasının devlete karşı işlemiş olduğu çok sayıda belgeli suçu olduğunu, bunları ısrarla bildirmeme ve kamu adına dava açılması gerektiği taleplerimi içeren dilekçelerimi bizzat yırttıklarını, bir mafya ile suçbirliği içine girdiklerini, bunları isbata hazır olduğumu, şahsımdan belge istenmesi gerektiğini" ısrarla bildirmeme rağmen, ne Erdemli Savcıları ve Hakimleri şahsımdan belge istemiştir, ne de Eskişehir Hakimleri ve Savcıları... Ilgaz mafyası, 2006 senesi içinde şahsıma karşı bir "hakaret davası" daha açar. Bu mahkemenin tebligatı, adresimi bildikleri halde gönderilmez. 09.11.2006 tarihinde Eskişehir'de "gıyabımda" duruşma düzenlenir ve bol sıfırlı bir tazminat kararı çıkartılır. (Eskişehir 3. Asliye Hukuk Mahkemesi, 2006/383). Eskişehir Cumhuriyet Başsavcılığı, kayıtlı olarak oturduğum ikamet adresime kasıtlı olarak mahkeme kararını göndermez. Çünkü Yargıtay'a temyize gideceğimi biliyorlar. O tarihlerde Başsavcı'nın şahsıma açmış olduğu "hakaret davaları" devam ediyordu ve tebligatlar şahsıma ulaşıyordu. Bu mahkeme kararı ikamet adresime ya da Erdemli Cumhuriyet Başsavcılığı'na gönderilmediği gibi, "Temyiz hakkım"  kasıtlı olarak engellendi. Tam bir yıl sonra ikamet adresime "ödeme emri" gönderilerek "tazminatın ödenmesi, yedi gün içinde mal beyanında bulunması, icraa yoluyla tazmin edileceği" tebligatla duyuruldu. Ilgaz mafyasının bayan avukatına giderek konu hakkında bilgi istedim. Dalga geçer gibi "tebligatın gönderileceğini" söyledi. Hangi yasaya hizmet ederek önce "ödeme emri gönderiliyor" ve ardından mahkeme kararı gönderilecekti? Israrlarıma rağmen mahkeme kararı gönderilmiyor. Benim değil, oğlumun evinde icra takibatı yapılıyor ve oğluma ait olduğu faturalarla belgeli eşyalar haczediliyor. Ilgaz mafyası avukatını kendilerine benzetiyorlar, yani  sahtekarlıklarına ortak ediyorlar. Son derece saygılı olduğum bu bayan avukatı, icraatını tersten yaptığı için kınıyorum ve siz sayın Başsavcı'ya havale ediyorum. Bundan sonra saygılı olmayacağımı, kirli işlere bulaştığı için bu sayın avukatı da Ilgaz mafyası ve işbirlikçisi Başsavcı gibi "vatan haini" ilan ediyorum. Eskişehir Barosuna kayıtlıdır ve ismi: 
H. Banu Bazarkaya İnce / Reşadiye İş Hanı Kat 1/5 Eskişehir. Bu avukat için Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından soruşturma açılmasını istirham ediyorum.
                2. Ilgaz mafyası emreder, Eskişehir Cumhuriyet Başsavcısı da emri alarak şahsıma 2007 senesi içinde yeni bir "hakaret davası" açar: "İnternet yoluyla hakaret..." Bu davanın ilk duruşması 2007 Kasım ayı içinde yapılır fakat tebligatı şahsıma kasıtlı olarak ulaştırılmadığı için hakim, başsavcı ve Ilgaz mafyası kendi aralarında duruşma yaparlar, "Mersin'de olduğum ileri sürülerek" ilk duruşma kapatılır. Bu duruşmanın devamı olan mahkemelerin "gıyabımda" yapılacağı tasarlanmaktadır. Oysa ikamet adresim ve telefonum Başsavcılık makamında kayıtlı olduğu gibi, Sayın Hakim'in önündeki dosyada mevcuttur. Yedi aydır Eskişehir'de ikamet ettiğimi gösterir "Yakalama Emri"ne bakmazlar. Başsavcı, tam yedi ay önce 2007 Mayıs Ayı içinde, muhtara kayıtlı olarak ikamet ettiğim eve gecenin bir yarısı Polis ekibini gönderir ve şahsımı paketletir, nezarete attırır. Ertesi gün akşam olur fakat şahsımdan ne ifade alınır, ne de Hakim huzuruna çıkartılırım. Israrlı sorularımdan sonra Ilgaz mafyasının şikayetçi olduğunu ve gözdağı vermek için şahsımın kasıtlı olarak nezarete atıldığını öğrenirim. Şahsıma açık açık destek veren Eskişehir Emniyet Müdürü'nün tam altında nezarete atılmıştım ve bu durum onurumu zedeliyordu. Polis memurlarından "Emniyet Müdürü'ne haber verin, desteklediği vatandaşın nezarette yattığını iletin, bakalım ne cevap verecek" isteğim memurlar tarafından yerine getirilmediği gibi, "Merak etme Müdürün durumundan haberi var" diyerek alay ettiler. Israrlarımdan sonra şahsımı "nöbetçi Hakim" huzuruna çıkardılar. Bu belge ve ikamet adresim Eskişehir 2. Sulh Ceza Mahkemesi Soruşturma No: 2007/17168, Esas No: 2007/6572, İddianame No: 2007/2959 nolu dosyamda vardır ve Sayın Hakim de Sayın savcı da bunu görmüyor, duruşma "gıyabımda" yapılıyor. Adalet bu mu? Bu duruşmanın haberi Eskişehir Mahalli gazetelerinden İki Eylül'de çıkıyor, bu şekilde tesadüfen öğreniyorum. "Eskişehir Cumhuriyet Başsavcılığı'nın kasıtlı olarak şahsıma mahkeme tebligatları göndermediğini" içeren bir yazı hazırlıyorum ve e-mail yoluyla ilgili tüm makamlara gönderdiğim gibi, bunu ulusal basınla da paylaşıyorum, fakat her zaman olduğu gibi basınımız anlattıklarıma gazetelerinde yer vermiyor. Bir hafta sonra Başsavcılık tebligatı, kayıtlı olarak oturduğum ve yedi ay önce polis ekiplerince paketlendiğim adresime postalıyor. Demek ki Başsavcı adresimi biliyor. "Gıyabımda" yapılan mahkemenin 23.01.2007 tarihinde yapılacağını bildiriyor. Sözün kısası Eskişehir Cumhuriyet Başsavcısı, dört senedir sürdürdüğü "alicengiz oyunları"ndan vazgeçmiyor. Vaz geçeceğe de benzemiyor. Çünkü Ilgaz mafyasına bir şekilde "gebe kalmış", aşağı tükürse Ilgaz mafyası, yukarı tükürse Kenan belası... Battığı pislikten bir türlü sıyrılamıyor.
Sayın Yargıtay Başsavcım, 23.01.2007 tarihinde yapılacak duruşmaya, Yargıtay'ı temsilen bir heyetin gönderilmesini, davayı takip etmelerini, Türkiye Cumhuriyeti'nin sorumluluk taşıyan bir vatandaşı olarak istirham ediyorum. Ali Cengiz oyunlarının ne şekilde şahsıma uygulandığını bu heyet gözleriyle görsün.
                 3. Araştırmalarım sonrasında Ilgaz mafyasının bayan avukatının temiz ve dürüst biri olduğunu öğreniyorum ve elime çok sayıda yasadışı işleri belgeleyen dökümanlarla bu avukatın bürosuna gidiyorum. Amacım bu genç kadını uyarmak ve her tarafından pislik akan bir mafyadan kendisine pislik bulaşacağını söylemekti. "Paraya ihtiyacı olduğu için bu davayı aldığını, ayrıca her insanın savunulmaya hakkı olduğunu" söyleyerek şahsımı ikna etti, saygı duydum. "Üç gün sonra bir mahkemenin daha olduğunu" söyleyince parladım. Başka bir hakaret davası daha açıldığını bu şekilde tesadüfen öğrendim. "Mahkeme tebligatının gönderilmediğini" söyledim. "Bu benim sorunum değil, Başsavcılık'la sizin sorununuz. Gidin savcılıktan öğrenin" dedi. Başsavcılık kalemlerini ve mahkemeleri üç gün dolaşarak araştırdım. Böyle bir davanın varlığından ne Başsavcılık kalemin haberi var, ne de yetkililerin. Duruşmanın hangi mahkemede ve hangi tarihte yapılacağını, ısrarlarımdan sonra yine Ilgaz mafyasının bayan avukatından öğrendim ve 4. Aralık 2007 sabahı 2.Sulh Ceza Mahkemesinin kapısında bekledim. Ilgaz mafyasının üçüncü Baba'sı İsmail Ilgaz, şahsımın mahkemeye gelemiyeceğini biliyordu ki, mahkeme kapısında görünce şok oldu ve şahsıma bir sürü hakaretlerde bulunduğu gibi ölümle tehdit etti. Bu duruşmaya katılarak sayın Hakim'e "Duruşma tarihini ve mahkeme adını tesadüfen öğrendiğimi, Başsavcılığın kasıtlı olarak şahsıma tebligat göndermediğini, başka davaların da olduğunu ve duruşmaların kasıtlı olarak "gıyabımda" yapıldığını anlatmaya çalışsam da, Sayın hakim "böyle bir şeyin olamıyacağını" söyleyerek şahsımı azarladı, üstelik tutanaklara "mahkemenin düzenini bozduğumu" not aldırarak 06.03.2007 tarihine erteledi. Bu mahkemeye sunduğum yazılı dilekçemde "Ilgaz mafyasının şahsıma hakaret davası değil, iftira davası açması gerektiğini" ve "bu davanın Türkiye Cumhuriyeti Devletinin çıkarlarını ilgilendirdiği sebebiyle Sulh Ceza Mahkemesinin karar veremiyeceğini, davanın Ağır Ceza Mahkemesi'nde görülmesini talep ettim." Talep etmek, doğruları anlatmaya çalışmak Eskişehir mahkemelerinde artık kaale alınmıyor. Devleti soyuyorsan, bu parayla devletin makamlarını satın alabiliyorsan, işte ancak talepler onlardan gelir ve kaale alınır. Gıyabımda yapılan duruşmalar bunu ispatlıyor zaten. Bu mahkemenin çıkışında adliye koridorunda, Ilgaz mafyasının bir numaralı patronu Şenol Ilgaz kolumdan tutarak sürüklüyor ve ölümle tehdit ediyor, hem de kendi bayan avukatının önünde. Bu hırsız adamın gırtlağına sarılmamak için kendimi zor tutuyorum. Eskişehir'de şikayet edecek bir mercii de kalmamıştır. Çünkü Başsavcım ve Vekili şikayetlerimi her zaman yırtıp atmıştır. Dört senedir ısrarla yazmaktayım, Başsavcım da ısrarla yırtmaktadır. Beğenmediği dilekçelerimi de bizzat cezaevine gelerek iade eder. Cezaevi Müdürü'ne yalan söyletir, çok iyi niyetli bir Müdürü kendi yalanlarına ortak eder. Nasıl bir Başsavcıdır ki bu, maaş aldığı Devletine sadaki unutur, görevini kötüye kullanır, şahsımı "Görevli memura hakaret" suçuyla cezaevine postalar. Mahkeme tebligatlarını kasıtlı olarak göndermeyen bu şahısın kime hizmet ettiği zaten ortadadır. Ilgaz mafyası ve satın aldığı makamlar suçbirliği yapar, Kenan Akkuş'u "gıyabına" bol bol yargılarlar. Bol keseden cezalar yağdırırlar. Vatandaşlıktan bile atarlar. "Kimlerin seçme ve seçilme hakları elinden alınır?" kuralına dahi riayet etme gereği duymazlar. Çünkü vicdan faslı bitmiş, cüzdan faslı başlamıştır. Kısacası Hakim+Mafya+Başsavcı kendileri çalıp kendileri oynamışlardır.             
              Türkiye Cumhuriyeti Adaletine güvenimi sarsan bu oyunlar bitmek bilmemiştir. Tesadüfler sonucu öğrendiğim bu olayların devam edeceği endişesiyle her gün Eskişehir Adliyesi'nde şahsıma açılmış yeni bir mahkemenin olup olmadığını takip etmekteyim.
 
              Doğruluğunu taahhüt ederek anlattığım bu olaylardan sonra "Başsavcılık makamına hakaret ettiğimi" ya da "Görevli memura görevinden dolayı hakaret ettiğimi" düşünebilir misiniz? Ilgaz mafyasının satın aldığı makamlar dışında hiç bir makam şahsımı suçlu görmemiştir. Bu makamlardan bazıları makamlarına davet ederek konularla ilgili şahsımdan bilgi almışlardır. Bu makamları ve bilgileri Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ile farklı şekilde paylaşabilirim. Başsavcım, "deli" olduğumu isbatlamak için her yolu denemiş, başarılı olamamıştır. Şahsımın ikamet adresini ve telefonunu biliği halde, başka Kenan Akkuş'lar bulmuş, işte bu kimselerden ifadeler almıştır, fakat neye yaramıştır? Başsavcımın eziyetinden bıkan bu Kenan Akkuş'lar, isimlerini değiştirmek için çare arıyorlar. Çünkü tebligatlar hala bu şahıslara kasıtlı gönderiliyor ve bu şahıslar zorla savcılığa getirilip ifadeleri alınıyor.
 
             Gıyabımda şahsımı yargılayan, Adalete olan güvenimi sarsan Eskişehir'deki Hakimlere, makamınız aracılığıyla iletmek istediğim konular vardır. Bunlar ülkemiz ve bağımsız Adaleti adına iletilmesi gerekmektedir:
 
            1). "Şahsımı yargılayan Sayın Hakimler; yazılı ifadelerimde Ilgaz mafyasının Devlete karşı çok sayıda suçu olduğunu, her birini araştırılması için sıraladığımı hepiniz biliyorsunuz. Başsavcı ve Vekili'nin ısrarlı şikayetlerime rağmen bu suçları görmezden geldiğini, Ilgaz mafyasının yasadışı işlerini araştırmak yerine şahsımı suçlu sandalyelerinden kaldırmadığını, eğer şahsımdan belge istenirse bunu mahkemelere sunabileceğimi tekrarlamama rağmen, hangi biriniz şahsımdan belge talep ettiniz? İddiaları ispatlamaya fırsat vermeyen bir mahkeme, hangi adaleti temsil eder? İnsan hakları, adalette eşitlik, yargının bağımsızlığı nerede kaldı? Hakkımı Türkiye Cumhuriyeti Mahkemeleri'nde değil de "değirmende" mi aramalıyım? Tarafsızlığını yitirmiş Eskişehir Cumhuriyet Başsavcılık Makamı'nın iftiralarını kaale alıyorsunuz da, sadece Devletinin çıkarları için dört senedir savaş veren bir vatandaşı neden kaale almıyorsunuz? Parası mı yok? Hayır parası var fakat rüşvet pisliğine bulaşacak kadar şerefsiz olmadı. Tüm Hakimler biliyor ki, çocuklarımın cangüvenliği sebebiyle memleketim olan Eskişehir'i terk etmek zorunda bırakıldım. Evime yapılan baskınlar, "çocuklarımı öldürme tehditleri" şahsımı buna zorladı. Başsavcı biliyordu fakat sizler bilmiyordunuz, yazdığım dilekçelerde anlattım. Fakat sizler bu yazdıklarımı okumak zahmetine dahi katlanmadınız. Şahsıma "kaçak" muamelesi yaparak yargıladınız. Hiç bir zaman kaçak yaşamadım. Mahkemeleri Erdemli'den de takip ettim fakat Başsavcım, Ilgaz mafyasından aldığı emir gereği şahsımı hep kaçak gösterdi. Kaldığım yerden savaşa devam etmek için döndüm ve yedi aydır Eskişehir'deyim. Mahkemelere katılmak istiyorum fakat Başsavcımın ali cengiz oyunları sayesinde haberim olmuyor. Bundan sonra her gün Eskişehir Adliyesi'nde olacağım ve şahsıma tebligatı gönderilmeyen duruşmaları takip edeceğim.
 
            2). Ilgaz mafyasının tüm suçlarının sabit olduğunu zaten biliyorsunuz. 30 katirilyon yasadışı sermayesi olan bu mafya takımı şahsımı satın alamadı. Ülkesini seven onurlu bir şahıs, pislik bir mafya takımına ülkesini daha fazla soydurmaz. Milletimizin ortak malı olan 2600 senelik tarihimize neden sahip çıkmadınız? Yaşadığım olaylardan sonra kimlerin ne şekilde rüşvet aldığı, hangi makamların satıldığı zaten ortada. Şahsıma ceza yağdıranlar bu ülkenin vatanseveri olamaz. Şahsımı yargıladığınız davalarda Devletimi gasp eden Ilgaz mafyası ve Başsavcı'nın bu kirli işlere de bulaştığı dışında başka ne vardır? Mafyanın yasadışı işlerine bulaşmamış parmakla sayılacak kadar az makam sahibi şahıslar destek verirken, şahsıma ceza yağdırmaktaki amacınız neydi? Şahsımdan daha iyi mi vatanseversiniz? Eskişehir Subay Orduevi çökerse, bu sorumluluğun altından kalkabilecek misiniz? Ortada iki cinayet var ve iki aile perişan oldu, mağdur oldu. Bunların eşlerinin ve çocuklarının vebalini omuzlarınızda taşıyabilecek misiniz? Birçok resmi makamla birlikte birçok özel şirket Ilgaz mafyası tarafından soyuldu. Bu işlerde soyan da memnun, soyduran da. Fakat sizler bu hırsızlıklara gözyumarak hırsızların daha çok çalma hırslarını parlatmaktan ileri gitmediğinizin ve bunlara daha fazla zemin hazırladığınızın farkına varabilecek misiniz? Hırsızı, arsızı, yüzsüzü bol olan bir memleketi hangi Avrupa Birliği kabul eder? Bu hırsızlara göz yumarak Türkiye'nin parlak geleceğini karartmıyor musunuz? Haydi bunlar bir yana...
 
               3). Mehmetçiğe kurşun sıkan bir teröristin cezaevinden Milletvekili seçilmesine gözyumdunuz. Şahsımın "seçme ve seçilme haklarını" elinden aldınız. Nasıl bir çelişkidir bu? PKK'lı namussuz teröristten daha aşağılık bir suç mu işledim de şahsımı vatandaşlıktan çıkardınız? Bu nasıl bir iş Sayın Hakimler? Vicdan ve cüzdan meselesi mi? Lütfen açıklayınız. Böyle bir kararı ancak, vatanını ve Milletini satanlar verebilir. Lütfen bunlardan olmayınız ve vicdana gelerek bu hatanızı düzeltiniz. Unutmayınız: Bu memlekette "bebek katili" hain bile adil yargılanmıştır. Bu yargılamanızda adalet nerede?

 
              4). Hepinizin bildiği gibi, Başsavcı tarafından 34 gün cezaevine atılarak sabıkalandım. Şimdi her mahkeme zabıtlarına "sabıkalı" olarak geçiyorum. Devlete karşı çok büyük suçlar işlemiş bir mafya takımının hangi bir ferdini sabıkalandırdınız? Bu şahıslardan korkuyor musunuz? Bacaklarınıza kurşun yemekten mi çekiniyorsunuz? Korkunuz neden? Şahsım ülkem için savaş verirken, cinayet dahi işleyebilen bu şahıslar sayenizde AK-PAK, zevk-ü safa içinde viskilerini zıkkımlanıyorlar. Devletim sizlere maaşlarınızı ne için veriyor? Ülke menfaatinde korkaklığa yer olamaz. Görevinizi layikiyle yapmak isteyen mafyadan korkmaz. Bu sebeple her gün Adliye'deyim, mafya şahsımdan korksun. Sizlerden korksun.
 
               5). Yargıtay'da bulunan hapis davalarım onanırsa, paşa paşa yatmayı bilirim.Çünkü onurunu ve şerefini pislik Ilgaz mafyasına satmayan bir vatansever olarak kalacağım. Ya sizler?"


               Sayın Yargıtay Başsavcım,
 
               Başımdan geçenlerin sadece küçük bir kısmını doğruluğunu taahhüt ederek anlattım. Ülkem adına kaale alınmamı istirham ettim. Büyük kısmını ise dört senedir internet sitelerimde ve yüzbinlerce e-mail'le anlatıyorum. Vatansever olarak tanıdığım mevki- makam sahibi destek veren şahıslar "pısırık" çıktıysa suç benim mi? Bu davalarda tek bir suçum var: Başbakan Recep Tayib Erdoğan'ın bu kadar "YAMUK" olduğunu bilseydim, hiç bir zaman devletime sahip çıkmazdım. Başbakan şahsımı mağdur ettikçe, aslında çocuklarım mağdur ve perişan oldu. Devlete karşı işlediği yasadışı suçları belgelerle sabit Ak Parti Kurucu üyesi beş kişilik bir mafyayı, Ak Parti’li Başbakan’a şikayet etmek ve yardım beklemek hayatımın en büyük hatası oldu. Şimdi istesem de sıyrılamıyorum. Bu davalara bir son nokta konulacağını da düşünemiyorum artık. Eğer öldürülürsem tek suçlunun Başbakan Recep Tayyib Erdoğan olduğunun kamuoyunca bilinmesini istiyorum.
 
                  Sayın Yargıtay Başsavcı'm,
                 Vicdanımı hayatımın önüne koyarak sadece doğruları yazdığımı, başta Başbakan Recep Tayyib Erdoğan ve Adalet Eski Bakanı Cemil Çiçek olmak üzere bizzat şikayet ettiğim makamların hala bu suçlu insanlara destek verdiğini üzülerek belirtmek istiyorum. Kanunsuz işler yapmak Ilgaz mafyası için doğal hale getirilmiş. Hala bir şekilde AK'lanmak için başka yalan-dolanın peşinde geziyorlar, iftira atıyorlar. Para güçleri sayesinde AK'lanacaklarına inanıyorlar. AK'lanacaklar elbette, hepsi sözde AK Parti'nin kara yüzünü sergiliyorlar. Ülkemizde hain ve rezil müdürler ve hatta pislik mafyanın yalakaları vatan haini savcılar oldukça elbette kurtulacaklar. Karşılarına bir başka Kenan Akkuş'lar çıkana kadar. Bu hep böyle sürecek. Güzel ülkemde şeffaflık, medeniyet, Avrupalılık, hatta demokrasi buysa istemiyorum. Hepsi "Medediyetler ittifakçısı" Başbakan'ımın olsun. Bu pisliklerin dersini dört senedir Devletimin adaleti vermedi, veremedi, veremez... Çünkü balık baştan kokmuş bir kere. Yazık... Lahey Adalet Divanı'na, Avrupa Birliği'ne, İnsan Hakları mahkemesi'ne yazmışım, neyi değiştirir? Biz içimizdeki pislikleri, hortumcuları, rüşvet yiyicileri temizleyemiyoruz, Avrupalı mı temizleyecek? Ağzımla gülmeyi bıraktım artık, başka yerimle gülüyorum, üzülüyorum. Tam dört senedir taahhüt ettiğim doğruları anlattığım halde şahsımı mağdur eden, bu ülkenin vergileriyle maaşları ödenen zerzevata maaşlarını zehir-zıkkım ediyorum ve "Allah belanızı versin" diyorum. Böyle dilekçeler ve mektuplar yazmama vesile olan Başbakan’ımız Recep Tayyib Erdoğan'a da Allah'tan, en yumuşak yastık olan "vicdan" ve merhamet nasip etmesini diliyorum.
             Gereğinin yapılmasını ve tarafıma bildirilmesini istirham ediyorum, Makamınıza saygılarımı sunuyorum.
             25 Aralık 2007                                                                                 
                                                                                            Kenan AKKUŞ 
      YARGITAY CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞI'NA SUÇ DUYURUSUDUR
 
Sayın Başsavcı'm,

Başbakan Recep Tayyib Erdoğan ve çok sayıda AKP mensupları
aleyhine "AKP'yi kapatma" adıyla açtığınız dava, laiklik ve Türkiye
Cumhuriyeti Devleti Rejimine yönelik "suçları" kapsamaktadır.
Ancak, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'na ısrarla gönderdiğim
"suç duyuruları" dilekçelerimde anlattığım gibi Başbakan Recep
Tayyib Erdoğan'ın ve AKP'li bazı şahısların adının karıştığı:
1. Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ni bilerek ve isteyerek zarara uğratma
2. Devlete karşı yasadışı faaliyetleri belgelerle isbatlı mafyalara imtiyaz tanıma, rant sağlama, kamu işlerini ihalesiz peşkeş çekme.
3. Birinci dereceden sit alanlarını yağmalatma.
4. 2600 yıllık tarihi eserleri yasadışı yollarla çıkarma ve yine yasa dışı
yollarla yurtdışına kaçırma, satma.
5. Birinci derece sit alanında 32 adet lüks villalara sahte ruhsat düzenleme
6. AKP kurucusu mafyanın cinayetlerini bilerek ve isteyerek örtbas etme.
7. Devletin makamlarından hırsızlık yapılmasına gözyumma.
8. Devletin Bankası Emlakbank'ı hortumlayanları AKP kurucu üyesi yapma, bu hortumcular için "sit alanları yasası" çıkartarak görevini kötüye kullanma.
9. Yıkılma tehlikesi arzeden Eskişehir Subay Orduevi konusunda "kullanılan malzeme" ve "patlatılan kolon" konularını sümenaltı etme, ısrarla gizleme...
10. Osmangazi Üniversitesi'nin kuruluşundan bu yana yapılan soygunu karartma ve araştırmaları engelleme...
Bu yasadışı işler sonrasında 100 trilyon YTL devlete "zarar" olarak yansıtılmış, bu miktar AKP'liler ve DSP'liler tarafından paylaşılmış, kamu görevlileri "rüşvetlerle" susturulmuştur.
"Doğruluğunu taahhüt ederek" yukarıda arzettiğim yasadışı işler konusuna, aşağıdaki isimler bilerek ve isteyerek karışmışlar, "çıkar" sağlamışlardır.
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, 
Devlet Bakanı Cemil Çiçek, 
Adalet Bakanı Mehmet Ali Şahin, 
Maliye Bakanı Kemal Unakıtan, 
Eskişehir Milletvekili Murat Mercan, 
Milletvekili Hayati Yazıcı, 
Eskişehir Büyükşehir Belediye Başkanı DSP'li Yılmaz Büyükerşen,
Odunpazarı Belediye Başkanı AKP'li Burhan Sakallı,
Eskişehehir Subay Orduevi Müdürü Albay Mehmet Gürdoğan,
Eskişehir İl Kültür ve Turizm Müdürü
Eskişehir Müze Müdürü
Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Müdürü
Eskişehir TCK (Eski) Şube Müdürü Nuri Akgül
Eskişehir Organize Suçlar ve Kaçakçılık Şube Müdürü
Eskişehir Cumhuriyet Başsavcısı Gökhan Karaburun
Eskişehir Cumhuriyet Başsavcı Vekili Coşkun Mutluer
Eskişehir Cumhuriyet Savcısı Hasan Gönen
Eskişehir 2. Sulh Ceza Hakimi
.... ve, yukarıda isimlerini açık açık zikrettiğim şahısları,
kendi pislik işlerine "rüşvetlerle" ortak eden, ülkemizin gelmiş
geçmiş en büyük mafya kuruluşu Ilgazlar AŞ adıyla sadece
sadece yasadışı faaliyetlerde bulunan şirketin beş adet sülüğü:
1. AKP'li Şenol Ilgaz (Evli kadınları parayla kandırarak kendine
"metres" yapmakla ünlüdür.( İspatlıdır, dileyen bana ulaşsın.) Mafya
şirketinin başıdır, tüm işleri yasadışıdır. 300 bin YTL harcayarak ve
AKP'li delegelere rüşvetler dağıtarak 2002'de Murat Mercan'ı millete
"vekil" eyleyen bir sülüktür. Vergi vermeyi hiç sevmez, zaten vermez.
2. AKP'li Mustafa Ilgaz (Mafyanın 2 numaralı babasıdır. Sahtecilikte
üstüne yoktur. Büyükerşen'e yedirdiği milyon dolarlar karşılığında
"sahte ruhsatlı" lüks villaları inşaa eden Palet Ltd. Şti'nin sahibidir.
Osmangazi Üniversitesi'ni talan eden, sahteciliklerle vurgunlar
yapan, yaptığı binaların yüzde ellisi hileli olan biridir. Araştırınız.
3. AKP'li İsmail Ilgaz. Aslında "zavallı" biridir. Babası yüzünden 
başına gelmeyen kalmamıştır. Babası yüzünden, Dilek İnşaat Mafyası
İsmail Ilgaz'ı otomobille ezik ezik ezmiştir. AKP'nin "meclis kurucu
üyesi"dir. Yalancı, sahtekar ve alkoliktir. Uyuşturucu kullanır. Ilgaz
mafyasında Audi ve Volswagen servisinden sorumludur fakat alakası
yoktur. Milletvekili Murat Mercan'la beraber, şirketin yasadışı işlerini
"yasal" hale getirmek için uğraşır. Sahtekarlıkta üstüne yoktur.
4. AKP'li Mehmet Ilgaz: Ayyaşın biridir. Viskiyle havyarı, bir de siyah
BMW'sini çok sever. Organize Sanayi Bölge Müdürlüğü'nü haraca
bağlamıştır. Şirketin "hırsızlık" ve "tokat" işinden sorumludur. 
"Sarı Memed" lakabıyla "mafya dünyasında" ünlüdür. Allah'ı, Kitab'ı
ve bir de babası metres düşkünü Şenol Ilgaz'ı tanımaz.
5. AKP'li Asım Çınar: Mafya içinde geri planda bulunur ve rüşvet
vermede üstüne yoktur. "Çınartaş" adıyla başka (medikal) ticari işlerde de bulunur ve tüm yasadışı işleri kitabına uydurur. BUDA isimli BAR'a 
"extacy" sağlar, bu ticaretten müthiş gelirler sağlar.

Sayın Başsavcı'm,
Yukarıda ilettiğim tüm bilgiler doğrudur. Araştırılıp ortaya çıkarılması
zorunludur. Bu konuları kamuoyu ile paylaştıkça, Başbakan'ın talimatı
ile cezaevlerinde susturulmaktayım. Eskişehir savcıları ve hakimleri,
Başbakan'ın emirleri doğrultusunda şahsımı "linç etmeye" devam ediyor.
Bu yasadışı işleri dört buçuk senedir ısrarla ilettiğim Başbakan Recep
Tayyib Erdoğan, "gereğini yapmak" yerine, şahsıma "hakaret davası" açmış, 1,5 sene hapis cezası aldırmıştır.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'na gönderdiğim "suç duyurusu" dilekçelerimden birini Adalet Bakanlığı'na gönderdiniz. Ancak şahsımdan, bu yasadışı işler konusunda "göstermelik" ifadeler alınmıştır. Adalet Bakanlığı'nın gereğini yapacağına inanmıyorum. Hangi bir suçlu makam kendini yargılatır ki?
İddia ettiğim yasadışı işleri araştırmanızı, Anayasa Mahkemesi'ne sunduğunuz davanın içine bu yasadışı işleri de ilave etmenizi Devletim ve Milletim adına arz ve talep ediyorum.
Makamınıza saygılarımı sunuyorum. 01.04.2008

Kenan Akkuş


SÜREKLİ RÜŞVET YİYEN FACEBOOK YÖNETİMİNİN 
HESAPLARIMIZI KAPATMASI NEDENİYLE BUNDAN SONRA FACEBOOK'TA PAYLAŞIM YAPMAYACAĞIZ...

TEK HESABIMIZ BUDUR:


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder